Anadolu’nun Kayıp Şarkıları

Anadolu’nun Kayıp Şarkıları, Nezih Ünen’in 5 yılda tamamladığı, türünün ilk örneği bir müzikal-belgesel. Anadolu kültürü ile ilgili bugüne kadar yapılmış en kapsamlı sinema eseri.

”Filme başladığımız gün ekibime ‘Bir senaryomuz yok. Anadolu yazacak, biz de çekeceğiz’ demiştim. Öyle de oldu.” Nezih ÜNEN 2010

Muhteşem bir belgesel var karşımızda… Bir film düşünün, düşler içerisinde bir serüvene doğru yol alıyorsunuz. Bu seyahatte uygarlığın beşiği olduğu halde dünyanın unutmuş olduğu yerlere gidiyor, daha önce hiç duymadığınız tınılar keşfediyorsunuz. Bugüne kadar duymadığınız ezgilerle adeta kendinizden geçiyorsunuz. Anadolu’nun manası: ‘Güneşin yükseldiği yer’dir ve işte; buranın türkülerini dinliyorsunuz. Yabancı değil bu insanlar, bizleriz. Peki ya birbirimizi dinlemeye hazır mıyız? Antik kültürleri, imparatorlukları, mitolojileri ve yaşanmış görkemiyle dünyada eşi benzeri olmayan Anadolu’nun 10 bin yılı aşan bir geçmişten kalma egzotik mekanları ve insanları arasında yaşanan bir müzikal yolculuk. Anadolu’nun Kayıp Şarkıları, bir müzikal-belgesel olarak belki de türünün ilk örneği: Anadolu halkının kendi mekanında ve provasız kaydedilen otantik performansları, 20 benzersiz şarkı halinde yeniden düzenlenirken bazıları ise orijinal halinde bırakıldı. Bu yolculuk, müzik ve kültürün nasıl olup da hayat, coğrafya ve çalışma ortamından türediğini gözler önüne sererken, Anadolu’nun zengin kültürleri de müzik, dans ve ritüeller temelinde keşfediliyor. Bu insanları saran ve yaşam biçimlerini etkileyen büyüleyici çevre de filmin şiirsel anlatımına katkıda bulunuyor.

Anadolunun Kayıp Şarkıları, türküler, şarkılar, danslar, oyunlar, güzel yüzler, güzel görüntüler eşliğinde farklı bir yolculuğa çıkarıyor insanı.

İstanbul’un hallerini yansıtan görüntüler, renkler, seslerle film güzel bir başlangıç yapmış. Sonra da Anadolu’da hoş bir yolculuğa çıkılmış.

Filmde demirci atölyesinden başlayan, değirmen sesi, orak – buğday hışırtısı, çay, bakırcı, dokuma tezgahıyla bütünleşen ritmler ve görüntüler çok güzel olmuş. Filmde orta Anadolu’da biraz boşluk var. Muharrem Ertaş’ın Bursa kılıç kalkan eşliğinde verilen kısacık sesi dışında bir şey yok. Neşet Ertaş yok, yanık sesi yankılansaydı ne hoş olurdu. Urfa’dan sıra geceleri de olabilirdi. Kazancı Bedih’in yokluğunu hissettim. Ayrıca türküler, ağıtlar söylenirken arka plandan müzikler çoğu zaman sesin büyüsünü boğmuş. Yalın, duru daha iyi olurdu. Sipsi sesine bayıldım. O küçücük şeyden nasıl bir ses çıkıyor öyle?

Yine Hristiyan Kürtlerin de sesi duyulsaydı keşke. Şırnak Silopi’de bir avuç kaldılar. Artvin’den Deli Şevki ne güzel söyledi: ‘Kimseye boyun bükmeyen, kimseye zarar vermeyen adama DELİ derler.’ Doğru söze ne denir?

Filmin sonundaki ayrıntılı bilgiler çok iyi düşünülmüş. Filmde Trakya’dan niye sesler yoktu diye düşünmedim değil. Yapıcılar, Trakyayı Anadolu’dan saymıyor olamazlar. Anadolu, yüreğimizin değdiği her yerdir. Anadolu, yüreğimizin sığdığı her yerdir.

Son olarak güzel ve başarılı bir başlangıç olmuş. Mutlaka devamı gelmeli/getirilmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir